DOĞRU STATÜ EĞİTİM KURUMLARI
SANATA GİRİŞ
05 Aralık 2018
“SANAT” diye bir şey yoktur aslında, yalnızca sanatçılar vardır. Yani zamanın imkânlarına göre üretebilen insanlar.
Bir zamanlar renkli topraklarla mağara duvarına bizon çizmeye çalışan insanlardan, günümüzde boya satın alarak üretmeye çalışan insanlara… Aslında bütün bu etkinlikleri sanat diye tanımlamak yanlış değildir. Sadece bu sözcüğün yere ve zamana göre birbirinden değişik anlamlara geldiği bilinsin yeter.
Büyük ustalar, yapıtlarında ellerinden gelen her şeyi yapmıştır. Acı çekmiş, uğraşmış, emek vermişlerdir. Bizden, amaçlarını anlamamızı istemişlerdir.
Dilin nasıl olduğunu bilmediğimiz gibi, sanatın da nasıl olduğunu bilemiyoruz. Eğer tapınak ve ev yapımı, resim ve heykel yaratımı veya dokuma gibi etkinlikleri sanat sayarsak, dünyada sanatçının bulunmadığı tek topluluk yoktur. Mimariyi ele alırsak, bu ayrımı daha iyi anlarız. Bilindiği gibi birçok güzel yapıt vardır ve bunlardan bazıları, gerçek anlamda birer sanat eseridir. Ne var ki, dünyada belli amaçlarla dikilmemiş tek bir yapı bile göremezsiniz. Bu yapıları tapınma, vakit geçirme yeri veya ev olarak kullanan kimseler, onları özellikle işe yararlılık ölçülerine göre değerlendirirler.
Geçmişte, resim ve heykel sanatına karşı tutumun bundan farkı yoktur. Bu eserler sadece sanat yapıtları değil belirli görevleri olan nesneler olarak görülürdü. Kimi yapıların hangi ihtiyaçlar doğrultusunda yapıldığını bilmediğimiz sürece, geçmişin sanatının hangi amaçla yapıldığını anlayamayız.
Bütün bunlara dayanarak; Türk sanatında da çağdaşlaşma sürecinin başlangıcını kesin bir tarihle belirleme olanağı yoktur. Tarihsel Türk Sanatı’nın özellikle islami çağlarda gerçekleşen özgün biçim örnekleri, yenilenme sürecinde etkili olmuştur; batıdan esinlenilerek şekil bulmuştur. İster tarihsel, ister çağdaş dönemlerde olsun sanat alanında yeni bir senteze yönelme olgusu belirleyici etken gibi görünse de bunları ayıklamak, özgün ve yeni modeller elde etmenin önünü açmıştır.
Halime SEVGİLİ
Görsel Sanatlar Öğretmeni